borun.sesi.sitemynet.com
Ömer Fethi GÜRER - BOR ŞEHRİ

Bor
Haber için
İlgisizlik
Geride Kalanlar
Bor doğumlular
Cinayet
Medya
Yaşayan tarih
Bor'da okullar
Görüntü
Ö. Fethi GÜRER
Çukurkuyu
Hacıabdullah
Eğitim
Niğde
Adresler

Bor


Bor'dan inciler

huzur evi

BOR'DA KAPILAR

duygular


Ömer Fethi GÜRER

Ömer Fethi GÜRER

Niğde Alaybeyoğulları'ndan Lütfi Gürer ile Bor Tengiroğullarından Kadriye(Çınar) Gürer'in ilk çocukları olarak 20 Eylül 1957 yılında doğdu.

BOR Zafer İlkokulu, Bor ŞNP Lisesi Orta kısmı, Balıkesir Bandırma Endüstri Meslek Lisesi, Niğde Meslek Yüksek Okulu ve Çukurova Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünden mezun oldu.

1974 yılında Yeşil Bor gazetesinde Köşe yazıları ve şiirleri yayınlanmaya başladı. Niğde'nin sesi, Niğde Hamle, Niğde Hasret, Yeşil Bor, Yeni Bor, Niğde Anadolu, Niğde 51, Aksaray Uluırmak, Aksaray Hasandağ, Konya Ereğli, Nevşehir İçanadolu gazetelerinde köşe yazıları ve haber yazdı.

Niğde ile ilgili yayınlanmış beş bini bulan makalesi var. Antalya Baro Dergisi, Özyönetim Dergisi, Demokratik Sol Bildirge Dergisi, Niğdemiz Dergisi'nde yazıları ve Adana Bölge gazetesinde "Kuzeyden Güneye Doğu İlleri" yazı dizisi yayınlandı.

Değişik Meslek dergilerinde de yazıları çıktı. Hürriyet, Cumhuriyet, Güneş, Günaydın gazeteleri Niğde ve Bor Muhabirliği yaptı. Kumar, Kader, Bizim Ramazan hikaye denemeleri ve "Lafola" şiir kitabı Ve Bor Şehri kitabı yayınlandı.

Turizm Yazarları Derneği ve FİJET üyesidir. Ayrıca 1980 öncesi Adana Disk Tekstil Sendikası Çukobirlik Şube Başkanlığı, Niğde Derneklerinde yöneticilik görevlerinde bulundu. Tekstil, Otomotiv, Gıda Şirketlerinde üst düzey yöneticilik yaptı. Tülin Gürer ile evli Övgü ve Lütfi Övünç adı ile iki çocuk babasıdır.

Niğde Anadolu gazetesi, Niğde Hamle gazetesi, Yeşil Bor gazetesinde, Niğde Haberci, Kent Haber, Niğde haber ve Onurlu Hamle'de yazmaya devam ediyor.

BOR İLÇEMİZ

Ömer Fethi GÜRER

BOR ADI

Sözlükte Bor; "Ekilmemiş toprak ve basit element", "Yağmurdan sonra, toprağın üstünde meydana gelen tuzlu beyaz tabaka, ekilmemiş arazi olarak" geçmektedir.
Prof. Dr. Avram Galanti, "Bor kelimesi, Yunanca olan Poros'dan geldiğini belirterek" Fener Rum Mektebi Türkçe Öğretmeni J. Karlos, tarafından yazılan Türkçe-Rumca lügat da, Rum kelimesine tabi şehirler ve köylerin isimleri vardır. "Bor Şehri" de bu meyandadır. Yunanca "Poros" ve Fransızca "Bore'dir." Bu kelime "yol ve deniz limanı" dahi ifade eder. Bizans İmparatorluğunda Girit sahillerinde bu ismi taşıyan pek çok köy vardır. Kilisesi'nin derecesi taksiratında "Bor bir metropolitlik idi" diye yazmıştır. (Niğde ve Bor Tarihi)

Ragıp Önen ise; "Rahmetli büyük Atatürk, hayatında Bor'a" teşrif etmemişler. (Tren ile geçer.) Fakat Ceyhan'dan ( Talât Gün, "Memleketim" kitabında Ceyhan yerine, Osmaniye, diye yazmıştır. Olay tarihinde 12 Ekim 1938 tarihinde Atatürk son seyahatinden dönerken diye bahis eder.) geçerlerken istasyonlarda bulunanlara nereli olduklarını sormuşlar. Herkes memleketini söylerken Borlu bir çocukta "Bor'luyum" deyince, Atatürk maiyetindekilere dönerek(Bor ne manaya gelir?) diye sormuş. Kimisi "şarap", kimisi "çorak yer", bir kısmı da "bir madendir" demişler. Atatürk, "hayır, hayır bilemediniz" diyerek 8-10 yaşındaki çocuğa hitaben "Söyle çocuğum, Bor ne demektir?" demiş. Çocuk: "Bor, sulu ve sulak yer" deyince Atatürk : "Aferin çocuğum, sen bunlardan daha iyi bildin. Evet, Bor: Bar, buhar, Bardak köklerinden gelme su manasıdır. Türkler, sulak yerlere bu adı vermişlerdir",demiştir. Nur içinde yatsınlar, bu konuda da bizleri nurlandırmışlardır.

Bor eski belediye başkanı öğretmen Fuat Mengi, "Rahmetli büyük Atatürk'ün (Bor'u, bardak, bira, bar) gibi sözcük üretimine göre Bor, sulak ve yeşillik anlamına gelir. Bor kelimesi, Slav dilinden Türk diline değil, Türk dilinden Slav diline geçtiği akla çok yakındır. Çünkü: Daha eski yüz yılları bırakalım, son yüz yılda Balkan yarımadasında büyük Türk toplumlarının yerleştiğini görürüz. Bor sözcüğü, sulak ve yeşillik anlamına geldiğine göre, Slav diline Yeşilçam anlamında geçmiş olabilir." açıklamasını gönderdiğini belirtir. (27-10-1969. Anadolu Konuşuyor)
Anlatımların ortak özelliği; Bor kelimesi, Türk boylarında kullanılan sulak ve yeşillik manası, ilçemiz adı için ağırlıkta olduğudur.

DOĞA

Doğal güzellikleri ile binlerce yıldır yaşanan Bor, İç Anadolu Bölgesi güneyinde yer alır. Kuzeydoğu da; Niğde merkez, kuzeyde; Altunhisar, Aksaray, batıda; Ereğli, Karapınar, güneyde; Ulukışla, doğuda; Çamardı ilçeleri ile çevrilidir. Yüzölçümü 1354 Kilometrekaredir ve Niğde iline bağlıdır.
Merkez ilçeden sonra en büyük ilçedir. Niğde'ye 13 kilometre uzaklıktadır. Hasan Dağ, Melendiz Dağ ve Toroslar çevrelediği Bor, doğuya doğru uzanan bir yayladır. Güneye ve Batıya doğru genişler. Okçu Dağı'ndan Emen Ovası'na doğru uzanan bir ovadır.
Bahçeli, Altunhisar, Kemerhisar, Kızılca, Emen, Narazan, Badak, Çömlekçi ova alanı içindedir.
İlçe merkezi, Kale Mahallesi'nde kalıntıları kalmayan kale içinde kurulmuş, Hümam (Özden) çayı boyunca oluşan vadinin iki yanında genişlemiştir. 1800'lü yıllarda, sazlık olan Karaköprü'ye doğru uzanmıştır.

Denizden yüksekliği 1150 metredir. Okçu Dağı, 2700 metre yüksekliği ile en yakın dağdır. Aydos, Üçkapılı, Kırkpınar dağları ile Melendiz Dağı güney batısında yer alan yükseltilerdir.

III. Jeolojik zamanda bölgede bir iç denizin olduğu varsayılmaktadır.
Vahap Okay, "Okçu Dağı'na bakan ,Pınarbaşı Mevki'nin, Emen Ovası'ndan Leşkeriye(Askeriye) kadar olan kesimin deniz olduğu elde edilen fosillerden anlaşılmaktadır. Nitekim, Bor bağlarının bitiminde Bor'dan Aksaray'a giderken dağda olan kayalığa Tokalıkaya denilmesi de Emen Ovası'nın deniz bakiyesi olduğunu kanıtlar görünmektedir. Pınarbaşı ve Acıgöl denizle bağlantılı olabilir"(1986.Anadolu Konuşuyor. sayfa: 267) diye yazmıştır.

"Haydar Özalp ta Bor'un MORFOLOJİ ve JEOLOJİK DURUM" incelediği yazısında iç deniz konusuna değinir.

"Anadolu yarım adasının 2. tarafı kesin dağ hudutları ile çevrildiği, Orta yayla kısmı Alp Himalayaları oluşundandır. Fakat, zamanla bu arazi mütemadiyen göçmüş, yükselmiş, indifai (püskürtü), ihtivalar (içine almak) peyda etmiştir. III. zamanda Toroslar oluşumu ile beraber, Ortayayla bir iç deniz halini almış ve zamanın sonlarına doğru yağışlarla beslenmeyen, devamlı kurak senelerin hüküm sürmesi ile fazla değişme, bu iç denizin sularının çekilmesine sebeb olmuştur. Bugün artıklarına yer yer rastladığımız bu iç denizin Koçhisar Tuz Gölü zamanımıza kadar ulaşan bir parçasıdır.

Bor'un güney batısına düşen, Çakılbahçe Mevkii'nde bulunan bir tepe silsilesi, ovaya yayılan iç denizi çeviren sahil hatları gibi adeta uzanmaktadır. Kayalıkların alt tabakaları gayet kalın bir kalker(Kireç taşı) tabakasıyla kaplıdır. Üzerilerinde rastlanan demir tokalarda kayıkları sahile rapt etmeye mahsus tesisleri andırıyor. Bu iç denizin suları çekilince şiddetli step ikliminin tesiriyle sürekli eriyen, tepelerin topraklarının heyelanlarla vadi içine taşınması yeni bir oluş yaratmıştır. Genel olarak kumsal arazinin çoğunluğunu teşkil eder.
Arazi, Okçu Dağ, Hasan Dağ, Melendiz Dağ, Göbekli Dağ ve İftiyan gibi alanlar hariç, çok geniş bir sahada tamamen düz bir ova şeklinde seyir eder. Buna mukabil, Bor'un merkezi iniş ve çıkışların kapsadığı alan pek çoktur. Kuzey batı yönünün Aksaray'a uzanan tuz içeren, zengin çorak topraklar kaplar. Bahçeli, istikametine uzanan İftiyan Tepesi, tamamen kalker(Kireç taşı) tüfleri ile kaplıdır. Ve heyelanlar ile daima yıkanarak ovaya doğru bir akış halindedir.

Şıracılıkta ve pekmezcilikte önemli bir yardımcı madde olan Pekmez toprağı, bu havaliden kazılarak çıkarılır. Bu semtlerde bilhassa katı oluşum pek çoktur. Çakıl taşları, kum taşları, eski kayalardan kopmuş molozlar sonradan çimentolaşması ile oluşan kaba kütleler civarın karakteristik ve yapı taşlarıdır. Sert granit kayalarında oluşan, koyu siyah ve esmer renkte yükselen kara kayalar da merkezde geniş sahaları kaplar. Arazi, Kemerhisar'a doğru tamamen alçalarak düzleşir. Bahçeli Kasabası kapladığı alan alüvyonların zamanla yığılması suretiyle yükselmiştir.
Yer yer ayrılıklar gösteren doğal şartlar dolayısıyla Bor Ova'sı çeşitli toprakların kapladığı saha içindedir. Kuzey de ise, çakıl taşlarından ibaret kumsal olan toprak oluşumu, güneye doğru ağır kil topraklarla kaplı alüvyonlarla örtülür.

İlçe genelinde farklı toprak yapısı vardır. Alüvyonlu, kireçli ve tuğla renginde topraklar değişik bölgelerde yer alır. 1930'lu yıllarda Özden Deresi ile gelen mil ve atıkların kış dönemlerinde Kovalık, Maşat gibi bölgelere verilmesi ile ekilebilir alanlarda genişlemiş ve verimliliği artmıştır.

İKLİM

Kara iklimi yaşanan Bor'da kışlar soğuk ve sert; yazlar serin ve kurak geçer. Yağışlar ilkbahar ve sonbahar aylarındadır. Ortalama yıllık yağış 349 metreküptür. Yaz aylarında rutubet yok noktasındadır. Sıcak ve kuru geçen yaz aylarında gündüz ile gece farklı sıcaklıklardadır. Gündüz 30 dereceye ulaşan sıcaklık gece serinliğe dönüşür. (Ağustosta serin gecelerde bağlarda ağaçlar, rüzgar ile adeta müzik yapar). Lodos ve poyraz olarak esen rüzgar sam vurgunu ile de ürünlere zarar verir. Türkiye'nin en az yağış alan bölgelerindendir. Bereketli güney toprakları bol yağış alırken yakın sayılan Bor bu yağmurlardan mahrum kalması nedeni Güneyde uzanan Toros dağları'dır.

Bölgede Ölçülen en düşük sıcaklık -27 derecedir (5 Ocak 1942), ölçülen en yüksek sıcaklık ise 38 derecedir. (03 Temmuz 1962). (Yıllık sıcaklık ortalama 12 derecedir. Kışın soğuklarda, ısı sıfırın altında 20 derece kadar düşmektedir. Keskin ayazlar yaşanabilmektedir. Ekim ayından Nisan'a kadar don olayı ve sabahları sis olağandır. En şiddetli don 1964 yılında yaşanmıştır.

Halk arasında mevsim ve havalarla ilgili tanımlamalar vardır.
Örneğin; On ikinci ayın yirmi ikisi gün dönümüdür. Yaz asılır. Zemheri(kış gününün en soğuk ayları) Kasım 46'sında girer, 86'sında çıkar, Çat ayazı ocak ayında yaşanır. Kar güdük devenin kuyruğuna çıkar (Şubat ayı). Koca karı kışı mart dokuzudur(22 mart), mart, dokuzun dokuzuna kadar kış sürer. "Korkma martın kışından... Kork nisanın 5'inden, sarı öküzü ayırır eşinden" "Hasan Dağı'nda, kalbur kadar kar varsa,(Baharda ağaçlar çiçek açtığında) Bor bağlarının hayrını gör" deyişleri vardır. Mayıs geyis(12 mayıs) don tehlikesinin olduğu son dönemdir.Halk arasında sert kış 22 Aralıkta başlar ve doksan gün olarak tanımlanır,doksanın çıkması baharın başlangıcı sayılır.

Kazı zamanı, budama zamanı, bağ budanma zamanı, meyva hasat zamanı, üzümler bozulma-seri zamanı, gibi zaman tanımları da kullanılır.

Niğde'de ortalama basınç 879.2 Milibar'dır. Ortalama nispi nem %56'dır. Nem, Şubatta % 8, Ağustosta % 28 ölçülmüştür.
Büyük göl yoktur. Sinandı, Acıgöl, Pınarbaşı Göl olarak tanımlanan yerlerdir. . Sulama amaçlı Akkaya Barajı yapılmıştır.
Matematiksel Değerler
Bor: 37 derece 25 dakika kuzey ve 38 derece 58 dakika kuzey paralelleri ile, 33 derece 10 dakika batı ve 35 derece 25 dakika batı meridyenleri arasında yer alan Niğde ili sınırları içindedir. Niğde, kuzey yarı kürenin orta kuşağındadır.

DEPREM

Bölgemizde bilenen ilk deprem, Cumhuriyet öncesi 1907 yılında ( O yıllarda Bor'a bağlı) Ulukışla Kasabası'nda olur ve depremde 200 evden 20'si ayakta kalır.
26.12.1939 yılında ikinci depremde Balcı Köyü'nde 3 kadın iki çocuk ölür. iki kişi yaralanır. 40 kadar ev yıkılır. 15-1-1940 tarihinde Pazartesi günü, saat 21.20'de olan depremi de Niğde Gazetesi;"Bor, Balcı'da 5 İnsan Öldü. 2 Ağır Yaralı. 63 Hayvan Telef Oldu" diye duyurur ve deprem ile ilgili çadır sevki hemen yapıldığını belirtir.

TARİH

İlk bulgular Neolitik dönemde (M.Ö. 725-5500) Bahçeli Köşk Höyük ve Pınarbaşı Höyük çıkarılan eserlerdir.(M.Ö. 5500-3000) Kalkolitik Çağa ait eserlerde Geç Neolitik ve Erken Kalkolitik Çağları kapsar ki; bunlarda Köşk Höyük'te çıkarılmıştır. (M.Ö. 2000-700) yıllarını kapsayan Eski Tunç Çağı'nda, Hitit döneminde bölgede yaşam olduğu devredir. Bor, ilçe sınırları içinde yapılan araştırmalarda Hititliler, Geç Hitit Krallığı, Frigler, Kimmerler, Medler, Persler, Romalılar, dönemine ait çok sayıda esere erişilmiştir.
Bor'da, Şehzade Mustafa veya Osman'ın da öldüğü değişik kaynaklarda rivayettir. Bir çok savaş ve saldırı yaşayan bölge XVI yy.da. Celali isyanlarından nasibini almıştır.
1509 yılında Evliya Çelebi "Seyahatname" sinde Bor ile ilgili anlattıkları önemli belgedir.. Kale, camiler, Hümam Çayı üzerindeki değirmenler, okullar, tekkeler, hanlar, hamamları yazan Çelebi; suyunu ve havasını över.

BOR ŞEHRİ

"Fatih-i al-i Selçuk'tan Kılıç Aslan İzzettin ibn-i Mes'ut olup 569 H. tarihinde Danişmentliler'in yardımıyla Rumlar'ın elinden zaptedilmiştir. Selçuklular'ın yıkılma sırasında bu kaleyi küffar (Müslüman olmayanlar) istila edip Bor'u nursuz etmişlerdir. Sonra Hacı Bektaş-ı Veli'nin teşvikiyle, Orhan Gazi burayı feth ettiyse de fetihten sonra Karamanzâde İbrahim Bey mutasarrıf (Mülki amir) oldu. Sonra Yıldırım Beyazit Han zamanında zorla zapt edilerek Osmanlı ülkesine eklenmiştir. Süleyman Han yazması(kaydı) üzere, Konya Eyaleti'nde Niğde Beyi Sancağı hükmünde yüz elli akça paye-i şerif (kutsal,mukaddes) kazadır. Nihayetinde 13 kadar köyü vardır. Padişah tarafından Valide Sultan'a gider. Evvela bu şehir içinden akan Hümam Deresi üzerindeki Siyah Barut Değirmeni'ne has idi, şimdi lağvedilmiştir.(kaldırılmıştır). Kethüda(kahya)yeri, serdar-ı, kale ağası, muhtesibi, subaşı vardır. Amma müftü ve nakıb-ül eşrafı yoktur. Tarafeyninden(iki taraf) Niğde ve Aksaray'da uzakça olduğundan Kayseri Müftüsüne müracaat ederler..

BOR KALESİ

Eski usul bir eski kaledir. İç ilde olmakla kaleye ihtiyacı olmadığından gözden uzak ve tamir ilgisinden kenarda kalmıştır. Bu sağlam kalenin esas binası bir düz kayalıkta olup, beş köşeli taş bina, bir sağlam hisar imiş! Ama zamanla yer yer delinmiş, hisar içinde bir mahalle, elli adet fukara evleri, İlyaslı Cami adıyla bir eski cami ve bir adet köhne kale kapısı vardır

BOR'DAN BAHSEDEN KİTAPLAR

"4. Murat zamanında (R. 1032-1049) zorbalık artmıştı. Vezir Gürcü Paşa akrabasından Adanalı Cafer Paşa biraderi Gürcü Abdül Nebi defter-il sipahi zorbalarının meşhurlarından olup Sultan Murathan merhum, zorbaların kökünü kazıdığı vakit, Abdül Nebi kaçıp gizlenmekte, arayıp yakalanmasına gayret sarf edilmişti. Nihayet, Gürcü Mehmet Paşa, Silahtar Paşa'dan rica eder, oda yakalamayı taahhüt edip, bir gün padişahın neşeli bir zamanında Gürcü Nebi boğazına bir çatal urgan takıp, Gürcü Mehmet Paşa, bir kolunda, kardeşi Cafer Paşa, bir kolunda tutup padişahın huzuruna götürüp teslim eder, yer öpüp, af diler. Silahtar Paşa'nın tavassutuyla Abdül Nebi Padişah'ın affına mahzar olur.Kuvvet ve kudret ile etrafındaki adamlar sahibi olup, Niğde- Bor tarafında çiftlikler ve bir takım alâkalar(gönül bağı) peyda eder." (Naima Tarihi.C. 4. S. 1923).
"Bor yakınında, Nakkare-zan Çayırı adlı menzilde zeametli çavuşlardan Cevheri-Zâde tütün içme suçu ile katledilir." (Naima Tarihi. s. 1289 c. 3).
"Sultan İbrahim zamanında (1049-1058 H.), seferin onikinci gününde Kandiye'de yapılan muhabere de Bor ve Niğde Alay Beyi Süleyman Bey ve belki başka zabitlerde şehit olmuşlardır."(Naima Tarihi. IV. S. 252)
"1237'de Kayseri ve Bozak sancakları mutasarrıfı (Osmanlı Devleti'nin son zamanlarında bir sancağın en yüksek mülki amiri) bulunan, Bor Müftüsüzâde Hüseyin Paşa bu sene ansızın vefat etmiştir." (Cevdet Tarihi Xlll. ll)
"Bor Kazası müdürü, es baki (devam eden) Hacı Mehmet Arif Ağa, mezkur (adı geçen) kazanın eski hanedanından olmakla, uhdesine kapıcıbaşılık rütbesi verilmiştir." (Takvim-i Vekai. No. 404. Sene 1265).
Bor adı, Osmanlı dönemi kitaplarında farklı kaynaklarda yer alırken Tyana, Anadolu tarihi ile ilgili yazılmış eserlerde geniş olarak anlatılır.
Evliya Çelebi "Seyahatnamesi'nde bahsi geçen ve bugün kalıntıları kalmayan, Kale Camii"nin bulunduğu yerdeki kalenin konumu ve Bor'da, halen yeterince incelenmemiş yer altı mağara ve dehlizleri, ören yerleri, İftiyan ve Pınarbaşı Höyüğü Türk boylarının Orta Asya'dan göçünden önce Bor merkezde bir yerleşimin olduğunu gösteriyor.

TİYANA-TYANA-TUVVANNA

Etiler : Tuvvanna, Frikler:Tyana, İskitler: Toana veya Dana , Araplar: Tuvane , Osmanlılar:Kisrahisar, Kızhisar, Kilisehisar, dedikleri, Kemerhisar bölgede önemli bir merkezdir.

"Tyana Höyüğü'nü, 1880-1881 yılları arasında, ilk önce Wilson, sonra Ramsay, mesafe cetveline göre yerini tespit ediyorlar. Hiyeroglif yazısı uzmanları Hitit ve Asur metinlerinden bu yerin Hititliler'in Tuvanuva denen şehir olduğunu ortaya koydukları ve Romalı'lar şehrin adını Tyana şekline soktuğunu da saptıyorlar. Türklerin bölgeye gelmesinden sonra höyüğün üzerine kurdukları köye Kilise Hisar ve daha sonra Kemerhisar adını veriyorlar.
M.Ö.17-M.S.395 Roma dönemini kapsayan sürede Tuvana'ya, "Tyana" deniliyor. Geçici süre Kapadokya krallığına taht şehri yapılan Tyana'ya, Kralı Özep, adından dolayı "Özebya" denildiği, Özebya yöresine Jüpiter Kültürü yanında Tisagor ve Diyonez mezheplerinin de girdiği saptanıyor." (Kemerhisar Belediyesinden verilen bilgi)
Hititler, Anadolu'ya yerleşmeden önce Asurlular'ın ticaret kolonisi kurdukları bölge, M.Ö. 1200'lü yıllarda önemli kent merkez iken savaş ve saldırılarda yağmalanıyor. İlk bilinen 272 yılında Kral Auroilen tarafından yağmalandığıdır. Hititler, Anadolu'ya yerleşince M.Ö.1680-1650 yılları arası Kralları Tilaber zamanında Tyana'yı zapt ediyorlar.
M.S.364-375 yılları arasında Kapadokya'nın bölünmesi ile Tyana bölgenin metropol merkezidir. I. Hitit İmparatorluğu'ndan sonra Hititlerin, II. Hitit İmparatorluğu'nu kurması ile Tyana büyük önem kazanıyor.

M.S. III. yüzyıl başlarında Roma İmparatoru, Karakalla döneminde, Roma müstemlekesi(sömürgesi) Tiyana, M.S. VIII yüzyıldan itibaren Doğu Roma, Bizans, İran/Sasani ve Araplar arasında mücadelelere sahne olur. M.S. 640 yılında başlayan Arap akınları, M.S.707-710 yıllarında bölgeye egemenlikleri ile sona erer.

Tyana, Roma İmparatorluğu döneminde (sivil, asker ve adalet kurumları ile donanır. Hanlar, hamamlar, aş evler,) saraylar, mabetler, anıtlar yapılır. Savaş, işgal ve yağmalarda çok önemli eserler yok edilir. Bir kaç kez yeniden inşaa olunur. Bugünkü Kemerhisar'da eski kent kalıntıları üzerinde kurulduğu da bilinmektedir.Halen, Su kemerleri, Dikilitaş, Roma Hamamı kalıntıları ayaktadır.

PİRİZÂDE ASIM BEY NOTLARI

Pirizâde Asım Bey de Notlarında; "Bor Paşa Cami, Kale Cami, Eski Hamam, Yeni Hamam ve yedi adet köprünün taşları, hatta suların taksim taşları ve sahip nüfus iken, bina yaptıran evlerin kapılarındaki taşlar hepsi Kemerhisar'dan gelmiştir. Kemerhisar'ın eski bayındır yapıların enkazlarıdır.
Akkaya Değirmeni, Kayı, Pınarbaşı, Acıgöl, Karaköprü bunlar Türkler tarafından imar olunmuş yerlerdir. Kayı; vaktiyle güzel bir şehirmiş, Kayı ile Bor arasındaki Manastır Milattan sonradır. Kayı ve diğerleri Milattan evveldir. Tiyana Şehri ise Milattan binlerce evvel inşa edilmiştir.
Türkler (T) harfi makbul olduğundan güzellere tatlı meyvelere bu harfle başlayan isimler verirlermiş. Tiyana'da güzel bir kız ismi imiş. Hakikaten, Tiyana ve civarındaki köylerin halkı:hepsi güzeldir. Tebdil havaya ihtiyacı olanların Kergah, Dragun, Baragun gibi yerlere gitmelerini tavsiye ederim. Yalnız aşağı odalarda yatmamak ve ceviz ağacı altında oturup uyumamaları şarttır." (13-3-1958, Niğde'nin Sesi.Ragıp Önen).

TİYANALI APPOLONİAS

"Meşhur yeni Pytagoricien filozofu olup Kapadokya'nın Köyü'nde Miladın başlangıcına doğru doğmuştur. Pek genç olarak Pytagora'nın mesleğine yapışmıştı. Küçük Asya'yı Babilona'yı dolaştıktan sonra Hindistan'a giderek Brahmanes'in mezhep esaslarını tetkik etmiştir. Her gittiği yerde Pitagora'nın ahlak akide ve esaslarının ıslahını ihtar ve tavsiye ederdi. Mürşidi'nin esaslarını takiben, şarap ve kadınlarından sakınır, sebze ile geçinirdi. Mallarını fukaraya verir idi. İbadethanelerde yaşardı. Fitneleri yatıştırırdı. İnsanları terbiye ederdi. Yalın ayak yürür, saçlarını uzatırdı. Roma İmparatoru, Donitien'in manevi baskı ve bozmalarına büyük bir cesaretle tahammül ederdi. Appolonias bir mektep tesis ettiği Ephese'de ölmüştür. Anısına heykeller dikilmiş ve mabetler inşa edilmiştir. Tiyanalı Appolonias'dan ancak 48 mektup kalmıştır." (Nouveau Larousse İlleustre. cilt I. -Avram Galanti. Niğde ve Bor Tarihi)

11 Nisan 2005 tarihinde araştırmacı -gazeteci Aytunç Altındal; Akşam ve Milliyet gazetelerinde "Tyanallı Appolonius" ile ilgili yıllardır yazılan ve söylene gelenleri derledi.
Aytunç Altındal;Hz İsa ile Tyanallı Appolonius hakkında iddiaların ilk kez İ.S. 217-220 yılları arasında Doğu Roma İmparatoru, Domitian'ın bilge eşi İmparatoriçe Julia Domna'nın imparatorluk arşivindeki belgeleri vererek Flavius Philostratus adlı, ünlü bir yazara hazırlattığı kitapta ortaya atıldığını öne sürerek şunları açıkladı. Prof.Dr. Asım Tanış’ta, "Tyanalı Apollon" ilgili çok sayıda açıklama, yazı, bilgi yayınladı.Prof. Dr. Asım Tanış, "Dünyada, Tyana'dan çok, Tyanalı Apollon, ünlü ve tanınıyor. Yaptıklarıyla, kişiliğiyle, insanlık tarihinin birkaç yüzyılını, yani önemli bir bölümünü, Roma İmparatorluğu'nu, Hıristiyanlığı, Müslümanlığı etkilemiş. Dolayısıyla Kemerhisar'ın, "Tyana" eski kentiyle birlikte, en çok ilgi çekeceği ayrıntısı bu. Belki de Tyana'dan çok ilgi çekecektir." demişti.

Prof.Dr. Aykut Çınaroğlu başkanlığında bir ekip 1986-1988 yılları arasında Tyana'da arkeolojik kazı çalışmaların da bulunmuştu.. Kemerhisar için yapılması gereken çok iş vardı. Venedik Üniversitesi Öğretim üyesi Kemerhisarlı Prof. Asım Tanış Tyana için çalışmalar yapıyordu. 2000 yılında "Kemerhisar İçmeleri'ni haber yapmak için gittiğimde Belediye Başkanı Bülent Ilgaz, orada idi. Kemerhisar'ı konuştuk. Söz Asım Tanış'tan açıldı. Yazıları ve tanışma isteğimi belirtince, "Kemerhisar'da olduğunu" söyledi. İtalya'da yaşıyor ve yaz tatilinde geliyordu. Evine gittik. Tyana'yı konuştuk. Vali Refik Arslan Öztürk'ün turizm konusuna verdiği önemden söz ettim. Prof.Dr.Asım Tanış, "Geçmişten beri çok kişiye ulaşmaya çalıştım, destek bulamadım. Onun için çalışmalara kendi çabam ile devam edeceğim" dedi. Vali ile görüşmesinde ısrarlı oldum. Sonuçta "Randevu alırsan giderim" deyince Vali, Refik Arslan Öztürk'ü aradım. Ciddi ilgilendi. Kemerhisar'a önem veriyordu. "Hemen gelsin, bekliyorum" dedi.

Prof. Dr. Asım Tanış'a durumu ilettim, gidip, görüştüler, sonuç olumlu gelişti. Gereken çalışmalar yapıldı ve bu görüşme ile bürokratik işler hızla çözüldü. Önce kemerler bahçe duvarı olmaktan kurtarıldı. 2001 yılında Kültür Bakanlığı kemerlerin iki yanında düzenleme için ödenek çıkardı.

Belediye Başkanı iken Rasim Adem de kemerler için girişimde bulunmuş idi. Bu kere Belediye Başkanı Bülent Ilgaz istimlak çalışmaları başlattı. İstimlak bedeline itiraz edenler de oldu. Hatta geçmiş yıllarda istimlaklerinin yapılandan tapu kaydına geçmeyenlerde ikinci kez ödeme yapılmak durumunda kalındı. Başkan Bülent Ilgaz, Benzer olay yaşanmaması için tapuda da işlemlere dikkat edildiği söyledi. İstimlâk bedelleri ödenenlerin bölümünde kemer kurtarma çalışmaları tamamlandı.

Vali Refik Arslan Öztürk, "Kemerhisar'da Efes benzeri bir batık kentin açığa çıkacağına inanıyorum. Bir yılda yapılacak işleri bir ayda yaparak Kemerhisar'a turizme kazandıracağız." dedi.

Kemerhisar Belediye Başkanı Bülent Ilgaz çabası ve girişimleri ile çevreye atılmış tarihi eserler de topladı. Bor girişinde yapılan düzenleme ile heykel ve mermere işlenmiş yada şekil verilmiş eserler oluşturulan parkta sergilemeye başladı.

YENİ DÖNEM KAZI

İtalya'da Venedik bölgesi "Klasik ve Doğu Uygarlıkları İnceleme ve Araştırma Merkezi Kültür Vakıfı" finanse ettiği kazı için ilk çalışma grubu 18 Temmuz 2001 tarihinde İtalya'dan gelerek ön çalışmalar yaptı.
Venedik Podova Üniversitesi'nden Prof. Dr. Guido Rosoda, Arkeolog: Prof. Dr. Gustavo Tarversarı, Jeofizik Mühendisi: Elmanlo Fınzı, Topograf: Dr. Carlo Bressan, Jeoformolog: Dr. Aldino Bondesan, Klasik Arkeolog: Dr. Maria Teresa Lachin, Arkeolog: Dr. Manuela Fano Santı, Topograf: Dr. Paola Kırscner, Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Müdürlüğü Arkeolog: Yasemin Kösekul ve Prof. Dr. Asım Tanış'tan oluşan ekip bölgeyi taradı. Gökyüzünden Tyana'nın fotoğrafı çekildi. Yüzey araştırması yapıldı.

Roma Hamamı ve değişik alanlarda çalışmalar devam etti. Yeni bulgulara erişildi. İtalyan araştırma grubunun ilk verilerinde Tyana'nın büyük bir kent olarak açığa çıkarılması umudu doğdu. Araştırmacılar, kemerlerden yola çıkarak bu kapasitede bir su yolunun bulunduğu yerde bir kent olmasını olağan buluyorlardı.
Ağustos 2001 yılında ilk Tyana Festivali düzenlendi. Batık kentin açığa çıkarılması için yapılan girişimler anlatıldı. (Festivalde konuşan Vali Refik Arslan Öztürk, yazılarıma atfen, Kemerhisar'da tarihi değerlerin açığa çıkması için emek verenler hanesinde gazeteci olarak "Ömer Fethi Gürer, adı da unutulmamalı" dedi)
Mart 2002 tarihinde, Hamle Gazetesi'nde, Vali Öztürk ve Prof.Dr.Tanış'ın adlarının Kemerhisar'da cadde ismi olmasını önerdim. Haziran 2002'de Kemerhisar Belediye Meclisi bu yönde karar aldı ve emek veren iki ismin adı caddeye verildi.

2003 yılından sonra 2004 yılında da İtalya'nın Padova Üniversitesi'nden 6 kişi ile 10 Türk işçiden oluşan kazı heyeti çalışmalara devam etti. Kazı Başkanı, Padova Üniversitesi Öğretim Üyesi, Prof.Dr. Rosada, Tyana'nın, Fransa'dan Kudüs'e uzanan tarihi yolda önemli merkez ve 4. yüzyılda Kapadokya'nın başkenti olduğu yönünde bulgulara ulaştıklarını açıkladı.Şehirde 30 bin kişinin yaşadığını düşündüklerini, Kazı yaptıkları Roma Hamamı bulguları ile Türkler'in hamam kültürünü Romalılar'dan aldığını söylenebileceğini ve hamam dinlenme salonu olduğunu tahmin ettikleri bölümünde kazıya devam ettiklerini duyurdu.

Kazıda elde edilen bulgular yıkanarak, resimlerinin çizilip, envanter oluşturuluyordu.Kazı heyetinin masraflarını Padova Üniversitesi karşılıyordu. Halen 1600 metrekarelik alanı kapsayan kazı çalışmaları genişletilerek devam edilmesi de beklenendi.. Niğde Müze Müdürü Arkeolog Fazıl Açıkgöz de çalışmalara katılıyordu..

KÖŞK HÖYÜK KAZISI

Bahçeli Kasabası'nda Köşk olarak adlandırılan alanda M.S 2 YY. Roma İmparatoru Trojen ve Hadrian döneminden kaldığı sanılan Havuz vardı.Havuz olan alanın yanında 1981 yılında Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uğur Silistreli başkanlığında kazı başladı. Kazı devam ederken Prof. Dr. Uğur Silistreli "Geç Neolitik-Erken Kalkolitik, döneme ait yerleşmeler bulduklarını ve 1 ve 2. tabakada Erken Kalkolitik, 3. tabakada Geç Neolitik dönemi yer aldığını, 4-5. tabakaların da olabileceğini varsaydıklarını" açıkladı.

300 metrekarelik alanda yapılan çalışmalarda binalar, kare ve dikdörtgen odalar saptandı. Odalarda kerpiç sedirler, kiler kalıntıları belirlendi. Kazılarda üzeri şekilli vazolar bulundu. 1991 yılında Kazı başkanının vefatı ile 1995 yılına kadar kazılara ara verildi.

1995 yılında D.T.C.F Öğretim Üyesi Prof. Dr Aliye Öztan ile Emekli Prof. Dr. Nimet Özgüç'ün katılımı ile tekrar başlandı. Kazıda hayvan ve tanrı tasvirli kabartmalar, seramikler, Ana Tanrıça Heykelciği(Neolitik Çağ) bulundu.

Köşk Höyük'te M.Ö. IV. Bin yılın sonu ve III. Binin başlarında Anadolu'da bakır ve kalay karıştırılarak tunç elde edildiği ve Tunç Çağı'na girildiği de belgelendi. Neolitik Çağ'a ait önemli bir merkez kısmen de olsa gün ışığına çıkarılmış oldu..1981 yılında başlayan kazılar Niğde Müzesi denetiminde devam etmektedir. Höyükte şimdilik iki kat ile ilgili bulgulara erilmiştir.1.yapı katı erken Kalkolitik Çağ (M.Ö 5000), 2.nci katı geç Neolitik (Cilalı Taş Devri)-(M.Ö 6000) yılına ait olduğu saptandı.. Kazılarda bulunan ana tanrıça (Kybele) kabartmalı çanak çömlek parçaları Anadolu'da ender rastlanan parçalar olduğu açıklandı. Bir kısmı "Çağlar Boyu Kadın Sergisi" İstanbul'da sunularak daha geniş tanıtımı sağlandı. Niğde Müzesi'nde Neolitik ve Kalkolitik Çağın önemli merkezi dururmundaki Köşk Höyük kazılarında el geçirilen ünik eserler, mezar buluntuları, tanrı ve tanrıca heykelcikleri, antropomorfik vazo ile M.Ö 4883 yılına tarihlenen "Köşk Höyük Kalkolitik Evi'nin birebir kurgusu teşhir edilmektedir. Yılan Kabartmalı Kap, Kaplumbağa Biçimli Kap, Ana Tanrıça Kabartmalı Vazo, İnek Kabartamalı Vazo, Tahtına Oturan Ana Tanrıça Heykeli, Ana Tanrıça Heykeli gibi eserler Müze'de ilgi görmektedir.
Köşk Höyük ile ilgili çalışmalar devam ediyor.

GÖKBEZ

Tyana İmparatorluğunun gün ışığına çıkmamış bölgelerinden biri de Gökbez'dir. Muhtemelen Doğu Roma İmparatorluğu dönemin de, Hıristiyanlığın yayılma aşamasında, keşişlerin yaşadığı mağaralar ve mezarlar vardır. 1976 yılı Aralık ayında Gökbez Köyü'nde Şükrü Sayın'ın "ekmek damı" olarak kullandığı yapının duvarında kabartmanın olduğunu öğrendim. Eve gittim. Büyük kaya parçası kopmuştu. Üzerindeki kabartmayı kömür tozu ile işaretledik. Resimledim.
1 Ocak 1977 tarihli Hürriyet Gazetesi'nde haberi yazdım. Konu incelemeye alındı ve kabartmanın "Fırtına Tanrısı"nı sembolize ettiği belirtildi.. M.Ö. 800 yıllara ait olduğu belirlenen kabartma kayanın taşınması mümkün olmadı.
Bölgede mağara ve mezarlarda da vardı. Tarihe ışık tutan kalıntıların bulunabileceği, bu nedenle kazı yapılması isteniyordu. 2005 yılına kadar bir gelişme olmadı.

İFTİYAN

İftiyan'da çok tarihçi adını andı, kitaplarında yazdı. Ancak araştırılmayan bir bölgedir.

İftiyan'daki en önemli kalıntı "Yediodalar'dır. Kayalara oyulmuştur. Büyük yapının yedi ayrı göz odası bulunmaktadır. Tyana'ya tepeden bakan noktadadır. 1992'de sözde korunmaya alındı. Çevresinin açılıp açığa çıkarılması beklendi. Olmadı. Yediodalar yanında kaçak yazı ile yer altında 3 odalı bir yer saptandı.İnceleme yapılmadı.

DİNİ VE KÜLTÜREL YAPILAR

Bor, bölge olarak tarihin her döneminden eserlerle donanmış zenginliğe sahiptir. 2863 sayılı Kültür Varlıklarını Koruma Kanununa göre, (Konya, Kayseri, Nevşehir) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından ayakta kalan kimi eserler korumaya alınmıştır..
Korunan eserler ve korunmaya alınması için karar tarihleri şöyledir:Bahçeli Saray Mahalle Cami, Cumhuriyet Mahalle Cami, Ulu Cami, 1973 yılında, Kızılca Kızıl Cami ve Çukurkuyu Bekdik Cami 1973 yılında, Bor, Başpınar Cami, Hacı Veli Cami, Durmuş Ağa Mescidi, A.Mehmet Ağa Cami, Sarı Cami, Ulu Cami, Kale Cami, Recep Ağa Cami, Danbulca Cami, Kör İsmail Cami, Paşa Cami, Bedesten, Çayırlı Cami, Karaca İlhan Cami, Kütüklü Cami, Abdüllatif Cami, Eski Hamam, Yeni Hamam, Kilise, Konak, Ermeni Kilisesi, Sarı Saltuk Türbesi ve A. Küddisi Çilehanesi(Dervişlerin 40 gün süre ile kendilerine uyguladıkları zahmetli ve perhizli dönem kaldıkları yer), 21.5.1993 tarih ve 1463 no. lu karar ile korumaya alınan eserler oldular.
Sivil yapı olarak 29 adet cami, kilise, hamam, bedesten 74 konut, 26 çeşme, 4 adet köprü ve Roma Havuzu koruma kapsamındadır.
İftiyan Tümülüsü 1988 tarihinde, Yedi odalar 1992 yılında, Pınarbaşı Höyüğü 1992 yılında, Kemerhisar Kasabası 1995 yılında, Köşk Höyük ve Roma Havuzu korunmasına karar verilen yerler oldular.
Bor ilçe merkezi de kentsel sit alanı olarak 1993 yılında korunmasına karar verildi.

MÜZE VE ESKİ EVLER

1975 yılından beri yazarak, görüşerek yetkililere defalarca gördüğüm, dinlediğim tarihi doku ile ilgili bilgileri ilettim. Müze Müdürlüğü ve ilgili kurumların çalışmaları oldu. Koruma kararları yazı ve haberlerimden sonradır.
Bor'da Halil Nuri Yurdakul Kütüphanesi içindeki müze var idi. Yeniden açılması için yazılarımda oldu. Bor'da eski evlerde,Tarihi yapılarda özel işlemelerin yer aldığı kapılar, pencereler, raflar, dolap kapakları ve dekorlu tavanlar korunması içinde çok uğraştım. Ne yazık ki yıkılan evlerle o eserler çoğu yok oldu gitti. Ayrıca Bor merkezde evler sit kapsamına alındı ise de çoğunluk harap oldu.Kalanlarda onarılmadığı için yıkılmayı bekliyor.

İlçe merkezinde sivil mimarinin güzel örnekleri: Çürükfakılar'ın Evi, Hilmi Özalp Evi, Sokubaşı Mahallesi'nde Papaz'ın Evi, Yeni Hamam karşısında Ahmet-Nuri Bilgin kardeşlerin (Kültür Bakanlığına Kültür Evi yapılmak üzere bağışlandı) Evi, Çaycılar'ın Evi, Selçuk Mahallesi'nde taş binalar, Kiliseler dahi haraptır. Avlusu, sütunlu, balkonlu, odaları, kapı, revak(üstü örtülü,önü açık yer) ve pencereleri ile ilgi çeken eserler onarım beklemektedir.
Son olarak 2000 yılında Vali Refik Öztürk'e eski evlerin resimlerini de çekip yerel müze ya da kültürevi yapılması için mektup yazdım. İlgilendi. 2001 yılında Kültür Müdürü Hilmi Atabey, Bor'da eski evlerden birinin Etnografya Müzesi yapılacağını açıkladı. 2006 yılında Ahmet Bilgin evi onarıma alındı .

İlçemizde belkide korunabilen ender eserler camilerimizidir. Halkında ilgisi ile kimi camilerimiz onarım görmüştür. Bor'da bölge olarak 1899 Konya Vilayet yıllığında 82 cami ve mescidin varlığı kayıtlı idi. Bu cami ve mescitlerin bir kısmı günümüze değin ayakta kalan dini yapılardır. (İlçe sınırları değişkenliği nedeni ile rakamlar dönem dönem farklılık göstermektedir).
Evliya Çelebi "Seyahatname'sinde Bor'da, elli üç mihrap camiden bahs eder ve Camii Atık (Sultan Alâeddin), Gözlü-Zâde Cami, Kale Cami, Şehit Mehmet Paşa yani Sokullu Vezir Cami, Çayırlı Cami, Orta Mahalle Cami, Sofyan Mahallesi Cami ile kırk altı adet mescit varlığını" yazar.

2003 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü eski eser listesinde 74 eser adı anılmakta ve camiler dışında çeşme ve kiliseler, bedestende listede yer almaktadır.2005 yılında merkezde 40,köy ve kasabalarda 40 cami olmak üzere 80 cami ibadete açıktır. Eczacı Rasim Dede, Acıgöl'deki Hacı Dedeler Camii'ni, Ursaoğulları da Urasoğlu Cami maddi destek vererek yaptırmışlardır.Keza Beyhan Hanım Cami, Yahya Baran Cami, İbrahim Efendi Cami gibi adı şahıslardan alınan camilerde anılanların katkıları vardır. Ramazan İri de yeni bir cami inşaatını tamamlamıştır.

İDARİ YAPILANMA

İlçemizin kuruluşu ile ilgili farklı görüşler vardır. Merkez ilçenin Türk boylarının yerleşimi ile oluştuğu ve köy olduğu öne sürülse de Kalenin varlığı ve Tyana ile ilgili bilgiler Bor kuruluşunu Türklerden önceye taşımaktadır.
Hümam(Özden) Çayı ve Kale Camii'nin olduğu alanda kurulan kent, M.Ö yerleşme için seçilmiş farklı alanlarla örtüşen bir benzerlik göstermektedir. Osmanlı döneminde Türklerin yanı sıra Ortodoks Rumlar, Ortodoks Türkler, Ermeniler de yerleşik olarak Bor'da yaşamışlardır. Cudullu Aşireti, Ahmet Fakioğlu Aşireti, Sadreddinlioğlu Aşireti de bölgede yerleşmişlerdir.
1868 yılında Konya Vilayeti Salnamesi Niğde kısmında sayfa 58-63 arasında yer alan bölümde Bor nahiye olarak görülmektedir. 1868-1869 kayıtlarında bir bucak 34 mahalle ve köy ile nüfusu 6.937 kişidir.
1867 yılında BOR MÜFTÜSÜ MAHMUT ŞERİF, MÜDERRİS HACI MEHMET RAFET HOCA, HACI SADIK EFENDİ, PİRİZÂDE HACI MEHMET SAİD EFENDİ, Konya Vilayetine bağlı ilçe olmak için dilekçe vermişlerdir.Dilekçede İlçede 800 dükkân,2 hamam,15 medrese, pek çok cami ve hane bulunduğu,toplam vergi 42.000 kuruş ulaştığı ve yaz mevsiminde Adana bölgesinden 3-4 bin hane aşiretin Bor'a gelerek Bor'un dört tarafında ikamet ettiğine dikkat çekilmiş ve ulaşım ile diğer sorunlarda belirtilerek ilçe yapılma isteği makama sunulmuştu. 1890 yılında V. Cuniet, Bor'da idari yapının kaza olduğunu yazmıştır.
Osmanlı döneminde Niğde'nin sancak olmasından sonra Bor kaza merkezidir.
Konya yıllığı H.1303 (M.1887) tarihli yıllıkta Bor kazası merkezinde 36'şar odalı yedi adet medrese olup, 682 talebesi olduğu, ayrıca 12 sübyan mektebi, bir rüştiye bulunduğu kayıtlıdır.
1306 H. (1890) tarihli salnameye göre; 750 dükkân, 27 değirmen, 5 Bezirhane, 10 misafirhane, 25 cami, 72 mescide sahiptir.
Bor'da, 1899 tarihli Konya il yıllığında Hükümet konağı, 80 cami ve mescit, 7 medrese, 23 değirmen ve çok sayıda tezgâh, işyeri bulunan yerleşim yeridir.
1323 H. (1907) tarihli salname'de ise; 3000 halı tezgâhı olduğu, çok güzel halı ve seccade dokunarak haricen satıldığı kaydedilmektedir.
Ayrıca 700 dükkân, 30 mağaza, 8 han, 12 fırın, 4 hamam, 50 dabakhane, 3 kiremit ocağı, 3 kütüphane olduğu, 12 kahvehane, 1 bedesten, 2 hahamhane, 1 salak hane, 50 Bektaş Çeşmesi, 6 Okçu Suyu çeşmesi bulunduğu yazılıdır.
"Kütüphanemizdeki Mahkeme-i Şer'iye sicillerine göre Bor'un bir çok mahalle ve köylerinin 1525 tarihlerinde kurulmuş olduğu görülmektedir.

O tarihlerde işleri mahkemeye düşmüş köy ve mahallelerin adlarını yazıyorum. (İsa Köyü), (Karyesi Ali Bey), (Gebere Nahiyesi), (Okçu Karyesi), (Bereke Karyesi), (Kilisehisar Karyesi), (Bulgarcık Karyesi), (İftiyan Karyesi), (Kayı Karyesi), (Karaca Viran), (Sazala Karyesi), (Buğdüz Karyesi), (Tikelu Karyesi), (Elmalı Karyesi), (Gazi Karyesi), (Kızılca Karyesi), (Karşı gece Nahiyesi, (Salmanlı Karyesi), (Akın Karyesi).

Bu köy ve nahiyelerden şimdi çoğu yaşamamakta yalnız mevki ve semt isimleri olarak bilinmektedir. Evvelce bu köy ve nahiyeler birkaç asır devam eden eşkıyalık ve zorbalıklar zamanında yakılıp, yıkılmış ve halkının çoğu civar kasaba ve şehirlere sığınmışlardır. 929 H. ve 1522 M. tarihinde kurulmuş olarak görülen mahallelerde şunlardır.
Balhasan Mahallesi, Hacı Kemal Mahallesi, Ak Kız Mahallesi, Serioğlu Mahallesi, Cuma Mahallesi, Usta Mahallesi, Cullah Mahallesi, Hacı İsmail Mahallesi, Hacı Muhsin Mahallesi, Uğurlu Mahallesi, Hacı Mehmet Mahallesi. Bu mahallelerinde çoğunun ismi değişmiş ve kayıp olmuştur.
1525-1528 seneleri arasında mahkemece işleri görülmek tecil edilen bu köy ve mahalle isimlerinden başka bir mahalle ve köy isimleri de olacağı şüphesizdir." (5 Temmuz 1958-Ragıp Önen.Niğde'nin Sesi)
1923 yılında M. Hayri Bey, Bor ilçe olduğunda cami, medrese, han, hamam, eczane, dispanser ve hükümet binasını var olduğunu yazmıştır. O yıllarda Bor, 3.500 hane ve 12.000 nüfusu ile 1322 kilometrekare alan ile 27 yerleşim yerinden oluşur.

Bağlı köy ve kasabalar da; Uluviran, Akçaviran, Ulukışla, Ahmer, Acuzu, Opsan, Emin, Bayat, Barağan, Cücü, Çukurkuyu, Dirağun, Kale-ı Nas, Kara Mahmutlu, Kılavuz, Kaynarca, Keşlik, Kilisehisar ve Yakacık'dır.
Bahçeli(Dirağun), 1954 yılında, Çukurkuyu, 1956 yılında, Kemerhisar(Kilisehisar), 1923 yılında ve Kızılca, 1955 yılında Belediye olurken Altunhisar, (Ortaköy) 1991 yılında ilçe olmuştur.
2005 yılında Bor'a bağlı yerleşmeler;
Kemerhisar (Kisesar), Bahçeli (Dirağun), Çukurkuyu, Kızılca, Badak (Kergah), Balcı (Cücü), Bayat, Bereket, Emen (Çiftlik), Tepeköy, Postallı, Okçu, Gökbez, Obruk, Seslikaya, Kürkçü, Kızılkapı, Kılavuz, Kaynarca, Kavuklu, Karanlıkdere (Aspuzu), Karamahmutlu, Karacaören, Halaç, Havuzlu'dur..

NÜFUS

Bor ilçesi değişik evrelerde ülke genelindeki kimi şehir merkezlerindeki nüfusa sahip olduğu görülmektedir. Bu nüfus kayıtları da gösteriyor ki ilçemizde önemli bir ticari merkez imiş. Bor ovası, tarihte göçerlerin yerleşik düzene geçmediği bir konaklama alanı olmasında nüfusu değişken kılmış.Bor ile ilgili farklı kaynaklarda bilgiler yanında Üniversite ders kitaplarında dahi Bor adı anılıyor.
Ahmet Tabakoğlu, "Türk İktisat Tarihi" kitabında (Gengiz Orhonlu'nun Osmanlı İmparatorluğunda şehircilik ve ulaşım üzerine 1984 yılında yaptığı araştırmada yer alan rakamlardan) XVII. yüzyılda bazı şehirlerin nüfusu verilirken 1642 yılında tahmini Bor nüfusu; 1.755 kişi, hane sayısı da; 351x5 olarak yazılıdır. M. 1831 yılında yalnız erkekler sayılır. Nüfus, vergi toplamak ve askerlik için saptanır. (Sultan Abdülaziz zamanında ilk yayınlanan Konya il yıllığında H. 1285 (M. 1868-1869) Bor bucağı 24 mahalle ve köyünde 6927 kişi, İslam ve Hıristiyan nüfus yaşadığı yer almaktadır.Ayrıca H.1312(M.1894) Konya yıllığında Bor kaza merkezi olarak anılmaktadır.
Bor'da 1906 yılında 25.200 kişi nüfus, 1914 yılında 24.885 kişi olarak nüfus olduğu değişik kaynaklarda yer almaktadır. Bu sayılara karşın ilk ciddi nüfus sayımı 28 Ekim 1927 yılında yapılmıştır.Yıllara göre nüfusa bakacak olursak: Merkez, köy kasabalarda sayım sonuçları:

TARİH TOPLAM MERKEZ KÖY

1927 27841 8762 19079
2000 63020 29804 33216

BİLGİLER

Bor'da 1501 yılında 371 hane, 1530 yılında 431 hane,1869 yılında 2327 hane, 1889 yılında 4472 hane vardır.1948 yılında Bor merkezde hane sayısı 2771'dir.
Kent dokusunu oluşturan bayan ve erkek nüfus ise her dönem orantılı gelir. Örneğin:1948 yılında Bor merkez de toplam 14731 kişi yaşamaktadır ve bayan: 7.279 kişi , erkek: 7.452 kişi,1960 yılında merkez nüfusunda bayan : 6.771 kişi ,erkek : 6.482 kişi,1970 yılında merkez nüfus erkek :7.959 kişi , bayan :7.752 kişi sayılır.
Doğum ve vefat mukayesesinde de bir örnekle duruma bakalım. 1982 yılında ilçe genelinde 3.700 kişi doğar, 663 kişi vefat eder.. Doğum, vefat edene göre beş kat fazladır, ancak o yıllarda da nüfus o hızla artmaz. Okumaya olan ilgi ile iş alanı olmaması sonucu oluşan göç vardır.
2004 yılı içerisinde ise 1394 doğum, 324 ölüm olayı gerçekleşmiştir. Bu oran ölüm ile vefat arasındaki dengede de düne göre oranın düştüğünü göstermektedir.İstatistik bir bilgi olarak 2004 yılına baktığımızda 662 evlenme, 51 boşanma, 4 vasiyet, 146 diğer işlem, 511 sosyal güvenlik, 26 kayıt düzeltme işlemi yapıldığı görülmektedir..
İlginç bir nokta da, 2000 yılı sayımına kadar Bor merkezde her sayımda nüfus az da olsa artar iken, ilk kez 2000 sayımında nüfus azalması yaşanmasıdır.
22 Ekim 2000 tarihli nüfus sayım sonuçlarına göre Bor'da toplam 63.020 kişi yaşamaktadır.Merkez ilçede: 29.804 kişi, Kasaba ve köylerde 33.216 kişi sayılmıştır. Bor merkezde mahalle, bina ve nüfus şu şekildedir.
Acıgöl Mah :797 hane,1361 kişi, Ahmet Kuddusi Mah: 317 hane, 1772 kişi, Armutlu Mah:280 hane, 985 kişi, Başpınar Mah: (Eski adı:İlaldı)139 hane,1067 kişi, Bağdüz Mah: 94 hane, 587 kişi, Cığızoğlu Osman Efendi Mah: 189 hane, 1434 kişi, Cumhuriyet Mah: (Eski adı:Hacı Mehmet) 169 hane, 1432 kişi, Çay-Karakaya Mah: (Eski adı: Hacı İsmail)110 hane, 1406 kişi, Çiftçi-Yağlıca Mah: (Eski adı:Halil Efendi-Sofyan)238 hane, 1857 kişi, Çukur Mah:53 hane, 131 kişi, Değirmenler-Saltık Mah:(Eski adı:Hacı Muhsin
)171 hane, 548 kişi, Dink Mah: (Eski adı:Sarı Ali) 155 hane,491 kişi, Fatih Mah:336 hane,2112 kişi, Harım Mah:151hane 787 kişi, Kale-Kenar Mah:(Eski adı:Bulgarcık)210 hane 917 kişi, Karaca-Uğurlu Mah: 163 hane, 836 kişi, Kenan Evren Mah: 397 hane, 2296 kişi, Köprübaşı Mah: (Eski adı:İbni-i Seri) 68 hane, 347 kişi, Künkbaşı Mah:(Eski adı: Hacı Mahmut) 126 hane, 1212 kişi, Orta Mah: (Eski adı:Vuslat)109 hane, 319 kişi, Selçuk-Çarşı Mah: (Eski adı:Cami-Atik-Mahkeme)270 hane, 691 kişi, Sıra Söğüt Mah: 129 hane, 1152 kişi, Sokubaşı Mah:(Eski adı:Sokullu)267 hane 1394 kişi, Şeker Mah:179 hane, 1046 kişi, Yeni Göçmen Mah:(Eski adı; Muhacir)571 hane, 3585 kişi, Yeniyol Mah:(Eski adı:Seyit Ahmet)76 hane, 955 kişi, Yeşildere Mah:(Eski adı:Saray)77 hane 298 kişi.

2005 yılı verilerine göre Bor Nüfus Müdürlüğü açık kayıt; 53.842 kişi erkek, 54.901 kişi bayan görülmektedir. Toplam 108.743.00 kişi köy ve kasabalarda dahil Bor'da kayıtını tutarken Borlu olup ta Bor dışı nüfuslarda kayıtlı sayısı 200 bin üzerinde olduğu tahmin edilmektedir.

AZINLIKLAR

Bor'da Cumhuriyet dönemine kadar azınlıklarda önemli bir nüfusa sahiptir. Cumhuriyet döneminde bölgeden göç eden Rum ve Ermenilerle ilgili derlediğim bilgilerde kız-alıp verme noktasına kadar eren bir ilişki görülmektedir. Ülkemizi işgal ve paylaşım sürecine kadar bir arada sorunsuz yaşayan topluluklardan bir bölümü ne yazık ki savaş döneminde olumsuz davranışlarda sergilemişlerdir. 1939 yılında İstanbul'dan kalkarak kütüphanemizdeki sicilleri tetkike gelen Kayseri Rum Ortodoksu iken İslamiyeti kabul eden Diamandi Doğan Keçeoğlu (Mehmet Kadir Keçeoğlu)'nun kütüphanemiz defterine yazdığı hatıralar dikkate değer.
Sayın Keçeoğlu diyor ki; "Anadolu Ortodoksları'nın ırkan Türk olduklarını ispat eden delillerden olmak üzere Halil Nuri Bey Kütüphanesi'nde bulunduğunu işittiğim Mahkeme-i Şer'iye sicillerinden istifade etmek üzere Bor'a geldim. Kütüphanede davama delil arayışım henüz bu davayı tastık etmeyenleri kıpırdatmayacak bir hale getirmek içindir, yoksa kendi tereddüdümü izale için değil. Ben bu davayı çoktan iman edenlerdenim, bende izalesi lazım bir tereddüt yok, kökleşmiş bir iman var.)diyor.

NİĞDE SANCAĞININ GÜNEYDOĞU KESİMİ: BOR(POROS)HAMİT KAZALARI

"Niğde sancağının en güney kazası, Bor (Poros) kazasıdır.Burada 11.989 kişilik toplam nüfus içinde Sotiriadis'e göre 1912'de 3.189 "Hellen" vardı ve Hellenler nüfusun % 26.5 oluşturuyorlardı.
Anagnostopulu'ya göre, kaza Rumları, Sotiriadis'in bize bildirdiğinden 2.005 kişi daha azdır.Kesin olarak, yazar, 3.189 yerine Türkçe konuşan 1.184 kişi Ortodoks Hıristiyan'dan söz etmektedir. Bunların tümü, 6.907 Müslüman ve 600 Ermeni ile birlikte zengin kasaba olan Bor'da ikamet ediyordu. Ortodoks Hıristiyanlar özellikle İstanbul'a göç ettiler ve bunların birçoğu büyük varlık sahibi oldu. Başlıca örnek,çok zengin bir kişi olan Bodosakis-Atanasiadis'tir.

Son olarak, Bor (Poros) kazasının güneydoğusunda , Kilikya'nın girişinde yükselen Toros dağlarının yamaçlarında 32 köyüyle Hamit kazası bulunmaktadır. Kaza sakinlerinin,özellikle Boğazmaden ocaklarında çalışıyorlardı.

Sotiriadis'e göre 1912 yılında Bor'da yaşayan halkın % 26'sı Hıristiyan'dı.Keza yazar, Niğde Sancağında 230.490 kişi yaşadığını ve 55.518 Hıristiyan olduğunu yazıyor. Hıristiyanlar, Türkçe konuştukları ve Yunan devletiyle de ilişkileri olmadığı da kaynaklarda belirtiliyordu..

İlçemizde halen Rum ve Ermenilere ait iki kilise ayakta kalmıştır. Kiliselerin yapıları sağlamdır. Yapım tarihi ve yaptıranı bilinmemektedir. 1950 yılından sonra Sokubaşı Mahallesi'nde ki Rum Kilisesi sinema ve depo olarak kullanıldı. Kilisenin ana duvarları üzerinde mermer taşlara yapılmış şekiller vardır. Duvara gömülü bir pano 1998 yılında sökülerek çalındı.
Osmanlı döneminde nerede ise çok köy, kasabaya kadar kilise vardı. Kurtuluş Savaşı sonrası Lozan antlaşması ile kiliseler sınırlandı. Cumhuriyet döneminde sınırlı kilise kaldı. Bor'da 18-19 yüzyılda yapıldığı bilinen iki kilise kullanılacak konumdadır.

YÖNETENLER

İlçemiz kaza olduktan sonra Osmanlı Devletinden günümüze:

KAYMAKAMLAR

MUHSİN BEY (SALNAMEDEN) 1300-1301 H.
HÜSEYİN HAYRETTİN EFENDİ 1306-1307
ALİ ŞEVKİ EFENDİ (SALNAMEDEN) 1308-1309
HALİL HİLMİ EFENDİ 1310-1314
ŞABAN EFENDİ (SALNAMEDEN) 1315-1316
GİRİTLİ ALİ KEMAL BEY 1316-1318
ÖMER LÜTFİ BEY (SALNAMEDEN) 1318-1319
CEMAL BEY 1319-1320
CEMİL BEY 1320-1321
NİZAMETTİN BEY 1321-1322
NEVŞEHİR'Lİ HÜSNÜ BEY 1322-1323
MAHMUT NEDİM AKBABA (SALNAMEDEN) 1323-1324
CEVDET BEY (SALNAMEDEN)1326-1328
KAYSERİ'Lİ AHMET BEY 1328-1329
MEHMET HAMDİ BEY 1329-1331
ADANA'LI İSFENDİYARZÂDE MUSTAFA BEY 1331-1332
İZMİR'Lİ MEHMET HİLMİ BEY 1332-1334
RIFAT BEY 1335-1336
KIRŞEHİR'Lİ RIZA BEY 1336-1137
ZEKİ BEY 1337-1338
BEKİR SAMİ BARAN 1338-1340
FEVZİ BEY (SALNAMEDEN) 1924-1926 M.
İHSAN BEY (SALNAMEDEN) 1926-1927
FAİK TÜREGÜN 1928-1930
AVNİ ARIKAN 1933-1934
FAİK TUNCAK 1935-1936
KEMAL BEY (VEKİL) 1936-
NASUHİ KUROSMANOĞLU 1936-1938
EŞREF OYKUR 1938-1939
TURGUT BAŞKAYA 1939-1941
MÜMTAZ NAYMAN 1941-1943
ŞEMSETTİN AKAN 1943-1946
NAİL ÖKTEM 1946-1947
TEYFİK BESİM 1947-1948
ARİF DAYANÇ 1948-1949
ŞEVKET YURDAKUL 1949-1950
HAKKI ÜLGEN 1950-
SABRİ BARKAN 1950-1952
M. NACİ ÇEREZCİ 1952-1956
ERTUĞRUL SARAÇBAŞI 1956-1957
FAHRETTİN AHISKALILAR (Vekil) 1958
NECDET KARADAYILAR 1958-1960
SABRİ KIŞLALI 1960-
ALİ KEMAL BİROL 1961-1962
KEMAL KATİPOĞLU 1962
NAMIK SEZGİN 1962-1963
KEMAL KATİRCIOĞLU 1963-1964
FUAT BİLGİN 1964-1965
SADİ KARAGÖZ 1965-1968
KÂMİL CEYLAN 1968-1970
SABRİ ARLI 1970-1971
ERGÜN GÖKÇAY 1971-1978
ÖZER ALTINTAY 1978-1980
EŞREF AYDIN 1980-1982
DURAN ÜNAL (VEKİL) 1982
AYHAN ÇADALLI(VEKİL) 1982
ERTAN YÜKSEL 1983-1986
BEKİR KAYA 1986-1991
ALİ HAYDAR ÖNER 1991-1993
OSMAN EBLİOĞLU 1993-1996
CELAL ULUSOY 1996-1998
OSMAN OKAY 1998-2001
SÜLEYMAN DENİZ 22.10.2001 - 2004
ŞENOL BOZACIOĞLU 2004 -

1894 yılında Niğde İdari Teşkilâtına bağlı Bor Kazası Kaymakam Halil Hilmi Efendi'dir.İdari Meclis Üyeleri : Edhem Ağa, Hacı Ali Ağa, Hacı Lazari Efendi, Hacı Bedos Efendi'dir.

Cumhuriyet döneminde Vali başkanlığında oluşan İl Genel Meclis üyeliği, il sorunlarının çözümü için en üst kuruldur. 2005 yılına kadar başkanlar yasa ile vali olurken bu karar değişti ve seçimle gelen üyelerden başkan belirlenmesi yeni yasa ile oldu.
2007 yılında Kaymakam Şenoş Bozacıoğlu. Yazı İşleri Müdürü : Hasan Yılmaz, Sivil Savunma Müdürü: Hasan Kayı, Özel İdare Müdürü : Cemil Güçlü, Kaymakamlık Veri Hazırlama Ve Kontrol İşletmeni Ali Soy ve Ümit Elgin.

BELEDİYE

İlçemizde Belediye 1888 yılında kurulduğu varsayımı ile 1988 yılında kuruluşunun 100 yılı törenleri yapıldı. Bazı kaynaklarda Belediye kuruluş tarihini 1892 olarak vermektedir. 1894 yılında Belediye Reisi Sadık Efendi, Belediye Meclisi Üyeleri: Arif Efendi, Hacı İbrahim Ağa, Raşit Ağa, Mustafa Efendi, Hacı Simon Ağa, Kirkor Ağa, Tabib Anistas Efendi, Müfettiş Nuri Efendi ve Hanımeli'dir. (Osmanlı döneminde Belediye Meclisinde doktor ve mühendisler doğal üye olarak görev alıyorlardı.)

BOR BELEDİYE BAŞKANLARI

SADIK EFENDİ 1894
HACI HASAN EFENDİ
ASIM BEY
HALİT MENGİ 1914-1915 ve 1920-1923
SADIK ÜLKÜ 1925-1932
TEYFİK AVANOĞLU 1932-1940
İZZET CAN 1942-1946
FUAT MENGİ 1946-1950
MEHMET BIYIK 1950-1955
HAYDAR ÖZALP 1955-1960
SABRİ KIŞLALI 1960-1961
ALİ KEMAL BİROL 1961-1962
M. KEMAL KATİPOĞLU 1962
NAMIK SEZGİN 1962-1963
KEMAL KATIRCIOĞLU 1963-1964
TEYFİK ÇALGIN 1964-1969
ABDÜLKADİR SAKARYA 1969-1977 ve 1984-1989
YÜCEL TÜRKBEN 1977-1980
EŞREF ALTUN 1980-1982
ERTAN YÜKSEL 1982-1984
YAHYA BARAN 1989-1999
YAVUZ CAN 1999

Sadık Ülkü, 1932 yılında vefat eder.Kaymakamlarda ihtilâl döneminde belediye başkanlığı yapmışlardır.

Cumhuriyet ilk yıllarında ülke genelinde oluşan komisyon ve çalışmalarda Bor belediye başkanları da katılmış, ve kimi il merkezleri yerine komisyonlara Bor Belediye Başkanları seçilmişlerdir.. Keza 1923 yılında Bor önemli bir ticaret merkezidir. Bor'da Belediye Başkanlığı yapan Halit Mengi,Mehmet Bıyık, Haydar Özalp Milletvekili de olmuşlardır. Belediye Başkanları gibi Belediye Meclis Üyeleri de Halk oyu ile seçilir.

NİĞDE'DE OLSAM

Bolkar dağlarında yağmur olsam, göllere yağsam.
Aladağ'da kardelen olsam, kar ortasında açsam.
Titreyen Çayırında kuş olsam, yuva yapsam.
Hasandağ'ında çoban olup, koyunlar yaysam.
Ah şu anda Niğde'de olsam...
Hançerli'de suyu başında masa kursam,
Fertek'te eski evlerin dar sokaklarını arşınlasam,
Yeşilburç'ta vadiden güzelliklere baksam,
Nar göl'de, Çiftehan'da sıcak suda yunsam.
Ah şu anda Niğde'de olsam...
Göllüdağ'da, Çiftlik'te tarihe aksam,
Bahçeli Köşk'te Cleopatra ile konuşsam,
Tyana'da Nemrut'la tanışsam,
Gümüşlerde Gülen Meryem anaya sırrını sorsam,
Ah Şu anda Niğde'de olsam...
Bor'da söğürmeye ekmek bansam,
Çamardı'da keçi sütünden dondurma alsam,
Darboğaz'da Kirazları dalından yolsam.
Niğde'de Niğde Tavasının tadına varsam,
Ah şu anda Niğde'de olsam...

ÖMER FETHİ GÜRER
Niğde, 05.01.2007

PROFÖSÖR HERMAN JANSEN

Bor ilçemizi 1934 yılında ziyaret eden Profesör Herman Jansen, Halil Nuri Yurdakul Kütüphanesi ziyaret defterine el yazısı ile Bor için şunları yazmıştır.
"Bor bir cennet olabilecek her şeraiti haizdir; iyi su, çok muntazam bir muhit, iyi hava. İşte bunun içindir ki: en iyi yeşillik dünyası. Çok yüksek sıhhat ve saadet. İşte yine bunun içindir ki: memnun ve yurdunu seven iptidai(başlangıcını) ve bekaretini(el değmemişliğini) muhafaza ederek neşvünema(gelişme, büyüme) bulan bir halk, suni(yapay) ve zorla meydana gelen bir büyük bir şehir halkı da değil.
Eğer onlar seleflerinden Semiramis ki, asil bir dul kadın bir vakit çok yüksek bir arzu ile Bor'da saadete kavuşmuştu, İşte bugünün zayıf erkek nesli de burada saadete erer, mesut olur. Eğer o nesil bu kadar kolaylıkla tabiatın bahşişlerinden istifade etmeyi anlarsa."

Bor, 19.10.1934

Hürriyet Gazetesi'nden Yalçın BAYER köşesinde : Ömer Fethi GÜRER'in "Niğde'de yolsuz bir köy: Çınarlı" yazısından bahsetti!

Hürriyet Gazetesi - Yalçın BAYER  Sunuyor : Ömer Fethi GÜRER'den, Niğde’de yolsuz bir köy: Çınarlı

Yazacağım

Kumsala yazardım,
Deniz kabarır silerdi.
Duvara yazardım,
Memur yakalar döverdi
Boşluğa yazardım
Gören gülerdi
Yazmayı sevdim
Sevda ile... Aşk ile
Yazdım... yazdım düşlerimi de
Yaş kemale erdi
Yazacak kağıtlarım vardı
Yazacaklarım da...
Boş bırakmaya korktuğumdan yazacağımda
Yazılanlar bir işe yarasa
Dünya bu halde mi? olurdu ama
Yazmak tek umut, yazılanlar da...

ÖMER FETHİ GÜRER

ÖMER FETHİ GÜRER

Niğde’nin Çiçekleri

Ömer Fethi GÜRER Resim Albümü - Yeşil Bor

NİĞDE

BOR ŞEHRİ

İstekleriniz ve kitap siparişleriniz için aşağıdaki adresime yazabilirsiniz.
Bir mesaj sapığı sebebiyle mesaj kutumu kapattım.
Mesajlarınız ve dilekleriniz için hepinize en içten selam ve sevgilerimi sunuyor ve teşekkür ediyorum.
Güzellikler içinde sağlıklı kalın ve ALLAH'a emanet olun.

Ömer Fethi GÜRER

nigdekent@mynet.com